“Geçtim diyar-ı yardan,
Geldim kapına neredesin yâr diyerek.
Yanına değil yarana gelene buyur denmez mi?
Başından geçene el verilmez mi?”
İnsanlar çocukluk dönemlerinden kalan oyun alışkanlığını hodbin hayatın devrelerinde de sürüyor sanıyorlar. O nedenle olsa gerek gönül bağlantıları hep kahıra yatırılmış. Mevlanacılık, Şemscilik oynanarak aşk anlaşılmaz. Evcilik oyun alanı değil ki yürek. Geleni tebessümle karşılayan yüzler nedense gidene asık suratla bakıyorlar. Yüzlerini değil yüreklerini dönmedikleri dost- maşuk adı her ne ise, bir de bakıyorsunuz sözler ekşimiş, beddualar, sitemler yollanıyor. İnsanlar küsmek için seviyo, hatta bunun için fırsat kolluyorlar. Terkedilme edebiyatında nice ezikliklerin serencamı vardır bilinmez. Gitmeyi daha doğru ifade ile zor olsa da hicret etmeyi hazmedemiyorlar. Şems gitmeseydi Mevlana mesnevi gibi bir emaneti bizlere bırakabilir miydi? Mevlana’yı anladığını söyleyenler, en ufak bir ayrılık yaşadıklarında vaveyla ediyorlarsa hani Mevlana’yı anlamıştık? Yanmak ve yakılmak demek maşuk için yakınmak değildir. Gidenin ardından en ufak serzeniş dahi etmemek “Hamuş”luk, beklemesini bilmek ise aşkı hak etmektir.
"Dünya gözlerini kapadığında uyanacağın tek rüyadır."
Ve ben "Uyanma ey sevgili!" diye ağıtlar yaksaydım dizlerinin dibinde, beni kim anlardı senden öte?
-Biz, insanların dokunmayı aşk sandığı zamanlarda doğduk. Söyle bana, biz miyiz yanlış? Bil ki biz, bu zamana ait değiliz.
Ah sevgili! sen içtiğim su, yediğim ekmek, kavuşacağım topraksın. Ne yaşadı isem hepsini benden iyi bilirsin. Okuduğum kitapları, iki göz odaya sığmayan umutlarımı, bir fincan kahvenin üzerinde biriken gözyaşımı, hepsini benden iyi bilirsin.
Öyleyse;
Bana gel,
Bana var,
Bana söyle,
Bana beni anlat öldüresiye.
Aşk ipinin kopması demek kıyametin kopması demektir. Varoluşumuzun anlamlı hazinesidir sevgi. Sevgisizlik çağında değil sevgisizlik çığlığındayız. Bağlarımız kökünden ayrılmış bir ağaç gibi.
İnsanların arasında iletişim kurabilmek için ortaklaşa tutacakları bir ipe sahip olmaları gerek. Aynı dünyada yaşıyor ve aynı dünyayı paylaşıyor olmamızın bizleri böylesine manevi mecazi bir ipe sarılmayı bahşediyor. Japonya’daki bir insanın ellerini göğüs hizasında tutarak gökyüzüne dua ile bakması ile aynı anda ayrı bir coğrafyada İstanbul’daki bir insanın etrafına yardım edin diye meraklı bakışla bakması bu mecazi boyutlu ipin ihtiyacındandır. Bu ip sevgi bağıdır tasavvuf ipidir. Bizi biz yapan soluduğumuz hava değil içselliğimizdeki mayadır. Bu maya aşktır. İnsancıllıktır paylaşıldıkça zenginleşen sevgidir.
Tasavvuf bizi” büyüklenme büyüsü”nden uyandırır. Küçük şeylerden büyük doyumlara almaya tasavvuf ipi ile ulaşabiliriz. Meditasyon, yoga, terapi, Buda öğretileri, Mesnevi, upanişadlar, bütün bunlar tasavvufun kök hücreleridir. Kilise de , sinagog da veya cami de nerede olursa olsun hangi dil hangi tören ile ifade edilirse edilsin bütün bağlar bu ipin bir parçasıdır.
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
YorumlarToplam 3 yorum mevcut
selami korkmaz 3 ay önce yorumlandı
efendim niye cok yazı yazmıyorsunuz.
hüseyin soğukpınar 3 ay önce yorumlandı
ah sevgili negüzeldir o sevgiyle yanmak ne güzeldir zamanı gelince vuslata ermek ne mutlu o sevgiliye imanla kavuşanlara
Murat Orhan 4 ay önce yorumlandı
yüreğine sağlık ,
ah sevgili! sen içtiğim su, yediğim ekmek, kavuşacağım topraksın. ne yaşadı isem hepsini benden iyi bilirsin. okuduğum kitapları, iki göz odaya sığmayan umutlarımı, bir fincan kahvenin üzerinde biriken gözyaşımı, hepsini benden iyi bilirsin.
öyleyse;
bana gel,
bana var,
bana söyle,
bana beni anlat öldüresiye.
beni göz yaşlarına boğdu :(